arac sigorta ve ahilik ve insan
Antikçağ sonlarında felsefeye dayanarak dinî bir dün liştimıe denemelerinden ilki olan Yeni-Platonculuğun, kendi/'/Sü. gelişme üzerinde büyük etkisi olacaktır. Çünkü bu çığır, Balı ve Sizmlerinin başlıca kaynaklanndan biridir ve Renaissance ötelerine ^ ton felsefesi, Yeni-Platonculuk kılığında ele alınacaktır.Bu çığırın kurucusu Plotinos'm (203-270). Plotinos felsefesini pı dayanarak açıklamaya büyük değer verir; kendi düşüncelerini hep pj ı yapıtlarındaki bir yere dayatarak yorumlamayı dener; aynntılanndahjîç''“^ ton’un bir öğrencisi olduğu inancındadır. Platon felsefesine buçoksıi^.^A lığından, başlattığı çığır da Yeni-Platonculuk adını almıştır. Ama Plo^,' öğretisinde Aristoteles ile Stoa’nm da etkileri vardır. Plotinos Doğuvep'*'' bilgeliklerine de büyük bir ilgi duymuştur; bunları yerlerinde öğrenmek"" yolculuklara da çıkmıştır”(154).
Plotinos’un ahlâk’mda, Eflâtun’un; Bilgelik, Yiğitlik, Ölçülülük ve nıluk ilkeleri, hemen daima çıkış noktasıdır. Fakat o ne kadar böyle düşüD^ç böyle savunsa ve hattâ sansa da; Prof. Dr. Gökberk’in de belirttiği gibi_ değişik etkileri de almış ve hemen tümüyle özgün bir dinsel felsefe meydanj getirmiştir. Şimdi bu farklı felsefeyi, özellikle ahlâk bakımından, kısaca göte, lim. Şöyle diyor:
“ 1. ’Bu dünyada kötülükler zorunlu olarak bulunduklarından ve dünyamn bu bölgesinde dolaştıklarından ve ruh kötülüklerden kaçmak istediğinden,bü de bu dünyadan kaçmahyız.’ Bu kaçış neden ibarettir? (Platon), ‘Tannyabenzer olmaktan’ cevabını verir; eğer adalete, ihtiyatın eşlik ettiği dindarlığa ve genel olarak erdeme erişirsek, bu kaçışı başarabiliriz”.
Burada hemen bir açıklama yapalım. Görüldüğü gibi, Plotinos’agöre,“bu dünyada kötülükler zorunlu olarak” bulunmaktadırlar. Buradan çıkan sonuç, “bu dünyanm kötü olduğu”dur. Ortaçağ’da bu görüşün geliştiğini göriiyonu, Plotinos’tan birbuçuk yüzyıl kadar sonra yaşayan Hiristiyan filozofu Auıeto Augustinus’un en önemli eserlerinden birinin adı, “De Civitate Dei"("İm Devleti üzerine”)’dir ve Tann Devleti ile Yeryüzü Devletinin insanüktaıiMı deki savaşı’nı anlatır. Buradan da kolayca anlaşılabilir ki, Augustinus’agc de. Yeryüzü: Bu dünya; kötüdür, Şeytan’m Dünyası’dır. Şimdi, Plotinoı kaldığımız yerden izlemeye devam edelim:
“Fakat erdem sayesinde Tanrı’ya benzer olursak, erdeme sahip olan Tanrı’ya mı benzemiş oluruz? Kuşkusuz evet, çünkü, (bu Tann’yadef ç.n.) hangi Tanrı’ya benzer oluruz? (..).
Tann’yla benzerlik, insan erdemlerinde değil; fakat daha yüksek ve i erdemleriyle aynı adı taşıyan erdemlerde mi bulunur? Fakat daha ne? Fak benzerlik yüksek erdemlerde bulunursa, insan erdemlerine kesin olarak ; maz mı? Onların bizi hiç de Tanrı’ya benzetmemeleri saçma değil midii
154- Prof. Dr. Macit Gökberk, Felsefe Tarihi, 9. bs. Remzi Kitabevi, 1998 İstanbul, s. 115-117.
biri veya öbürü doğru olsun; bundan, Tann’mn, bizimkilerden
e"erdemlere sahip olduğu sonucu çıkar Benzetmeye daya-Vi t üiriz ki, ruhtaki erdem kazanılmış bir niteliktir; halbuki erdem, ru-i ve benzediği varlıktan ayrılmaz(..).
ruz ki, önce Tann’ya benzer olmamızı sağlayan erdemler alalım ve tin. ' *^'!e erdem olan ve Tanrı’da model halinde, ama erdem olma-
öğeyi bulalım; bu öge bizde imge halinde erdemdir, Tann’da l^Jhalinde erdem olmayan şeydir
Ilı, '* olarak yukarıda sözünü ettiğimiz İnsanî erdemler bizi gerçekten dü-'<1) j^oyarlar ve bizi iyi hale getirirler; isteklerimize ve bütün tutkularımıza 'H ‘^sınıdai' ve bir ölçü koyarlar; bizi hatalarımızdan korurlar, çünkü, bir var-^ likendin' sınırladığı ve ölçüye itaat ederek ölçüden ve sınırlardan yoksun jjjjjaralanından dışarı çıktığı için daha iyi olur
>' Tann’yn bedenden daha yakın olan ruh ve ruhla aynı cinsten olan varlık-u ona maddeden daha çok katılırlar. Ruhun Tanrı’ya katılması bazen öyle bir ^ lıtceye ulaşır ki, kendini Tanrı gibi görerek yanılır; kendinde olan şeyin, tan-I 1,5a) varlığın toplamı olduğuna yanlış olarak inanır. (Hallac-ı Mansur’un böy-Ijjıiryanılmaya düşmediğini biliyoruz ama, acaba bu derece yanılan bazı su-jfde olmamış mıdır? sg.) İşte kendine özgü erdemlere sahip olan insanlann fjun’ya benzer olma tarzı böyledir.
î.Fakat Platon Tann’yla benzerliğin, üst erdemlere ait oldukça, başka tür-İD terlik olduğunu belirttiği için, şimdi bu başka tür benzerlikten söz et-gfffli'z gerekir; böylece İnsanî erdemin ve üst erdemin özlerinin ne olduğunu 'M açıkça göreceğiz ve genel olarak İnsanî erdemlerden farklı bir erdemin jıılundıığunu göreceğiz. Platon önce, Tanrı’ya benzemenin bu dünyadan kaç-iıan ibaret olduğunu söyler; ardından erdemleri, Devlet’te sözünü ettiği erimlere, sadece erdemler değil; ayrıca İnsanî erdemler demektedir; nihayet 4byerde bütün erdemlere arınmalar adını verir; bütün bunlar Platon’un iki zerdem kabul ettiğini, Tann’yla benzerliği politik erdemlerden saymadığını âeâ.
Obalde, erdemler arınmalardır ve özellikle arınmayla Tann’ya benzeme-derken bu hangi anlamdadır? Ruh bedene karıştıkça, onunla duygudaş-iMurdükça, onunla anlaştıkça kötüdür; halbuki bedenle anlaşmazsa, yalnız t<fna hareket ederse (bu, düşünce ve ihtiyat olan eylemdir bilgeliktir, sg-); ıW artık duygudaşlık kurmazsa (bu itidaldir -ölçülülu^; sg-); bir defa teli terk ettikten sonra artık korkmazsa (bu cesarettir-^^tlik^,^-),^er jblvezekâ dir^Mtedaşmadan egemen olursa (bu a^etür-doğmluktur,
Varlıklan ile günümüz ahlâkını eleştiren bu canlılık dolu in, “Roma’nm ruh-u habisi” gibi günümüze miras kalan; Philon’larm p’Kı^ nn, daha sonra, Augustinus’larm yaşadığı, İnsanlığın ortayaşmdâ '''H larla ümitlerini yitirdiği İlkçağ sonu ve Ortaçağ karanlığının karaıî|^'"'^k lerine değil; aynı İnsanlığın Gençliğinin en temiz duygularına ve \ görüşlerine dayanıyor. Gerçi zaman içinde Ahilik ilkeleri de ilk ruyabilmiş değil; onu da yaşlılığın ölgün ruhu, gittikçe daha çok etkisi”' alıyor. Fakat o. Ahilik; doğru tanınabilirse; her zaman gerçek niteliğinjj^^''''^
I atı felsefesi tarihinde, ekonomi, zenginlik-servetkonulanndaçokdak,
• abartılı, ama kolay kolay reddedilemeyecek bir görüş var. Bu görii^j 1670-1733 yıllarında yaşamış olan Bemard de Mandeville, kısa adıyla; “An Masalı” (The fable of the bees) adlı eserinde ortaya koymuş bulunuyor, Mandeville, bu eserinde, erdem hakkında en az filozof Sokrat’tan beri bildiğimiz olumlu görüşün tam aksini savunuyor.
“Bemard de Mandeville, Arılar efsanesi ya da genel zenginliği yapan kişisel kötülüklerdir (The fable of the bees of privat vices madepublicbene-fits) adlı küçük yapıtını 1714 yılında yayınladı. Yapıt, onsekizinci yüzyılın aydınlan arasında gerçek bir fırtına kopardı. Kavgalar, döğüşler oldu. Düşünce, kendi gücünün heyecanını yaşıyordu. Sokrates’in tohumlanm attığı, birçok büyük düşünürlerin geliştirdikleri olumlu erdem kuramı kökünden sarsılıyordu. Mandeville’in düşüncesi, bilimsel bir denemeye dayanmaktaydı, Shaftesbuıy’nin (The Moralist) adlı yapıtına karşı yazılmıştı.
Mandeville, insan toplumunu bir an kovanında inceliyordu. İnceleme bit hayli ilgi çekiciydi. Anlan durmadan çalıştıran, güvendiren, zengin eden örgütleyen, örnek toplum haline koyan neden, erdemlilik değil, erdemsizlikti An kovanındaki yükselmenin nedenleri hırsa, çekememezliğe, kendin beğenmişliğe, açgözlülüğe, zevk düşkünlüğüne dayanıyordu. Gelişme, tela kötülüklerden doğuyordu. Genel zenginlik, özel kötülüklerin çatışmasında çıkmıştı. Kişisel tutkular, hırslar, açgözlülükler, çekememezliklerbirbirlenyl karşılaşıp çatıştıkça, Arılar toplumu
, İle bundan sonra, düşüncesini masallaştınyor: Erdemsizlikle zen-Ân düşünürü, bu genel erdemsizliği gözleyerek, insan toplum-‘Erdem elden gidiyor, halimiz nice olacak?’ diye haykır-Kuşkusu, gün geçtikçe, öteki Arılan da etkilendirmiştir. Şimdi bü-erdemliliği özlemektedirler. Oysa Jüpiter (Romalıların Zeüs’ü) ger-'^^ rmekte, Arıların bu nankörlüklerinden ötürü öfkelenmektedir. Sonun-bir çırpıda erdemli kılarak cezalandıracaktır.
Erdemli Anların kovanı ıssız bir çöle dönmüştür. Mahkemeler kapanmış, ^ıçlar ekmeksiz, papaslar aç kalmış; devlet memurları işsizlikten bunal-ı^jyabaşlamışlardır. Her Arı azla yetinmekte, kimse çalışmamaktadır. Sadece jfrekli olan iş yapılmaktadır; herkes tutumlu olduğu, aşırı zevklerinden sıj-nldığı. başkalarını kıskanmadığı, pek azla doyduğu için çok az şey gereklidir-
Lüks, düşünce, sanatlar sıfıra yönelmiştir. İşsizlik almış yürümüştür. İyi Anlar savaş güçlerini de yitirmişlerdir. Düşmanları bundan kolaylıkla faydalanıp onları kılıçtan geçirirler. Canını kurtarabilen pek azı da bir ağaç kovuğuna sığınırlar. Artık, erdem yoluyla mutluluğa kavuşmuşlardır (?).
Sokrates şunu demişti; Erdemlerimiz olmazsa, toplumumuz çürür. Bemard de Mandeville de ters açıdan şunu demektedir: Erdemsizliklerimiz olmazsa, toplumumuz gelişmez.
Bu iki karşı düşünceyi bir arada kavrayınca, her ikisinin de güçlü ya da güçsüz yanları daha iyi beliriyor; Sokrates, Ahmet’i (kişiyi; sg) gerektiğinden çok küçültmüş, Mandeville gerektiğinden çok büyültmüştür. Örneğin .Ahmet in zevk alma isteğini erdemsizlik sayarsak Sokrates de, Mandeville de haklı olacaklardır. Sonsuz bir zevkalma isteği toplumu çürüteceği gibi, zevkalma isteğinin kökten yokluğu da toplumun gelişmesini önler. Oysa zevkalma isteği bir erdemsizlik midir; her türlü zevkten elini eteğini çekmek bir erdemlilik midir?
Zevkalma isteğinin yerine imrenme isteğini, özenme isteğini, ünlenme işleğini, yanşma isteğini koyabilirsiniz. Bu açıdan bakarsanız Protagoras da haklıdır. Kant da. Gerçek, bütün bu savlarla (Tez) karşı savların (Karşı tez) bi-reşim’inden (Sentez) çıkacaktır”H59)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder