arac sigorta gecikme cezasi ve ahilik ve insan bilgisi

arac sigorta gecikme cezasi ve ahilik ve insan bilgisi

 Bolu’da ve Anadolu’nun birçok yerinde, hattâ, Azerbaycan’da,KÖROĞu^ı “Köroğlu Hikâyesi”ni, Dadaloğlu için de yararlandığımız eserde, değerliaraj, turnacı Cahit Öztelli, kısa bir giriş ile şöyle anlatıyor: “Köroğlu, ünlü birhaH hikâyesi, daha doğrusu bir halk romanıdır. En az dört yüzyıldan beri sanaisu. suzluğunu gidermekte, kahramanlık duygularını beslemektedir.
Yiğit ve mert bir kahraman tipi olan Köroğlu, her Türk gencinin ruhunda onun gibi karakterli olma ülküsünü besledi. Halk şiirinin koçaklamalannda hep onun örnek alındığı görülür. Köroğlu bir kanun kaçağı, devlete karşı ge], miş bir dağ adamıdır. Yollar keser, kervanlar vurur. Babasının gözlerine mil çektiren zalim Bolu Beyi’nin ordularını bozar, dağıtır. Sık sık Bolu’yu basar, şehrin altım üstüne getirir.
Bu yaptıkları, örnek alınacak davranışlar değildir elbet. Ama, Köroğlu’nu haklı gösterecek yönleri vardır. Bir defa haksızlığa, zulme karşı ayaklanmıştır. Bu arada kendisi hiçbir zaman haksızlığa sapmamıştır. Onun hikâyesinin en yaygın olduğu yüzyıllar, Osmanlı Devleti de büyük iç ve dış sarsıntılar geçirmektedir. Ortalıkta, bundan yararlanan derebeyi tipleri türemiştir. Vilâyetlerde valiler halkı ezmekte, çifte vergiler almakta, zulmün her çeşidini yapmaktadır.
Namuslu valiler haklı ya da haksız, devlete karşı büyük ayaklanmalar düzenlemekte, bu arada üzerlerine gönderilen ordular karşısında halk ezilmekte, canından bezmektedir. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, Osmanlı tarihinde CelâB diye anılan ve yurdun her yanını sarmış, küçük küçük eşkıyalar türemiştir!..).
gıbaoğul, başlarhu- tayı terbiye etmeye. Yıllar geçer Tay artık mükemmel
j^lllıeylân olmuştur. Rüzgâr gibi koşmakta, ceylan gibi sıçramakta, türlü oyunu bilmektedir. Bu arada Kör Yusuf’un oğlu Ruşen Ali de büyümüş, kuvvetli bir delikanlı olmuştur. O da her türlü şövalyelik oyunlarını •^nnıiş bir babayiğittir.
Bir gece Yusuf, düşünde Hızır’ı görür. Hızır ona yapacağı işi söyler, jlıjır'ın önerisiyle baba oğul yola çıkarlar. Bingöl dağlarından gelecek üç yhirliköpüğü Araş ırmağında beklerler. Bu üç sihirli köpükle Yusuf’un hem rolleri uÇ'^ncak. hem intikam almak için gereken kuvvet ve gençliği elde ede-cekıir.
Bunu bilen oğlu Ruşen Ali, köpükler gelince, babasına haber vermeden, iendisi içer. Yusuf, durumu öğrenince üzülür, ama bir yandan da sevinir. Kendi yerine oğlu, öcünü alacak bir bahadır olacaktır. Bu sihirli köpüklerden biri körün oğluna sonsuz yaşama gücü, biri yiğitlik, öteki de şairlik bağışlamıştır. Bir süre sonra Yusuf, oğluna öc almasını vasiyet ederek ölür.
Körün oğlu Ruşen Ali dağa çıkar. Gelen geçeni soyar. Ünü yayılmaya başlar. Kendisi gibi kanun kaçaklan yanında toplanmaya başlarlar. Artık adı Köroğlu olmuştur. Bolu şehrinin karşısında, Çamlıbel’de bir kale yaptınr. Küçük bir ordusu vardır. Çamlıbel’den geçen kervanlardan bac alır. Vermeyen kenanları soyar. Üzerine gönderilen orduları bozguna uğratır.
Bir gün, güzelliğini duyduğu Üsküdar Kasapbaşı’sının oğlu Ayrvaz’ı kaçınr, Çamlıbel’e getirir, evlât edinir. Başka bir gün. Bolu Beyi’nin bacısı DöneHamm’ı kaçırır, evlenirler. Aradan yıllar geçer. Bolu’yu basar, yakar, yıkar. Bolu Beyi’nden babasının öcünü alır. Bolu Beyi de Köroğlu’na karşı düzenler kurar. Bir defasında Köroğlu’nu, başka bir seferde de Ayvaz’ı yakalatır. Zindana atar. Ama, Köroğlu ve adamları her zaman hile ve cenkle kurtulurlar.
Köroğlu, ara sıra Gürcistan, Çin gibi uzak ülkelere de seferler açar. Yeni yeni serüvenlere atılır, büyük vurgunlar yapar. Bu arada küçük, fakat heyecanlı birçok olay da geçer. Sonunda delikli demir (tüfek) ortaya çıkınca eski bahadırlık geleneği bozulur, dünyanın tadı kalmaz. Ve bir gün Köroğlu, beylerine dağılmalarını söyleyerek Kırklara karışır, kaybolur. Daha önceden Kır-At da sır olmuştur”! 167).
Köroğlu düşer mi yine şanmdan/Ayırır çoğunu er meydamndan/Ku püğünden, düşman kanından/Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır.”
Yine Bolu, Göynük’te, Melâmî Piri BIÇAKÇI ÖMER DEDE. A. Gblı şöyle anlatıyor; “Hacı Bayrâmı Velî’nin vefatında yerine hulefâsından lanndan; sg) Göynüklü Ak Şemseddin geçti. Ak Şemseddin ilebıçakçı™^ ğundan dolayı Sikkinî lakabıyla mülâkkap bulunan (anılan; sg) BursalıöJ^ di*! dedenin meşrepleri tamamıyla birbirinin muhalifi idi. Ak Şemseddin, âdapgi' rusûmî şeriat ve tarikat ile mukayyet (kurallar, şeriat ve tarikat ilebağh;^^^ bir şeyhi zahitti. Ömer dedenin meşrebinde ise melâmet ve cezbe galipti.le dan dolayı Hacı Bayram’ın zamanından beri aralannda ‘bir miktarbüradei(s;,. 1(
ğukluk; sg) vâki olmakla Hacı Bayram sultan emir Sikkinî ile Ak Şemseddjjj ı mabeynlerini ateşten gayn bir şey temyiz etmez’ dermiş.
Mahmudi Kefevî ‘ketâip’ ismindeki kitabında menkabevî bir hadiseâet bahsetmektedir:
Hacı Bayramın iktizan (ölümü; sg) yaklaşınca kendisine kimi halef bn-kaçağı ve irşat makamına kimi tayin edeceği endişesi ile dervişler; nezdinde içtima ediyorlar. Ak şemseddin şeyhin yanında oturuyor. Emir Sikkinî de edinin kapısının yanında ayakta duruyor. Hacı Bayram gözlerini açıp ‘emir, sıı getir’ diyor. Müritler hep sâdâttan olduğundan lâalettayin biri Jcaikıp birmaj-rapa su getiriyor. Şeyh, maşrapayı alıp suyu içmeyerek önündeki me)'vataba-ğma döküyor. Sonra yine su istiyor. Müritlerden diğer biri su getiriyorsa da Hacı Bayram yine içmeyip tabağa döküyor. Üçüncü defa olarak sû isteyince Ak Şemseddin, Emir Sikkinî’ye, su getirmesini söylüyor. Emir suyu getirince Hacı Bayram içerek bakıyyesini mumaileyhe verip, ‘iç; emniyeti Jciibrayanâ-il olasm(büyük güvene ulaşasın; sg)!’ diyor. Emir Sikkinî, artık suyu içiyor, Bu, teslimi sırra (sımn teslim edilmesine; sg) işaret addedilmiştir.
Şârihi mesnevî Abdullah Efendi, bu vak’aya semeratülfuad’ında, ‘Emiı Sikkinî Bursa’da miitemekkin iken Hacı Bayram Velî’nin intikallerinemiile-allik bazı işârât vaki olmakla Ankara’ya azimet eyleyip hikmeti hudaHaaBay-ram hazretlerini muhtazar (ölüm halinde; sg) bulup mabeynlerinde (aralara-da; sg) nice işârât (işaretler; sg) geçtikten sonra dari fenâdan dân bakaya..,’(fanı: geçici dünyadan, bakî: kalıcı dünyaya; sg) diye işaret ediyor, Lâ’lizlideAb-dülbaki ise sergüzeştinde vak’ayı zikrederken iki defa su getirenin AkŞem-şeddin olduğunu ve Hacı Bayramın her iki defada da suyu içmeyip öniindeLİ kiraz tabağına döktüğünü, üçüncü defasında Emir Sikkinî’nin getirdiği sudan içip bakıyyesini de Emire verdiğini yazıyor (..).
kuşluk ve akşam vakitlerinde mescitte oturup ihvan ile zıkre-Zikirden sonra birbirleryle musafaha ederler ve müritler, şeyhin elini Sikkinî mescidin bir köşesinde oturup halka-^f^innezdi. Ak Şemseddin bundan münfail olup bir gün Emir Sikkinî’ye ziknm/ze mülâzemetin (zikir halkamıza bağlanman; sg) lâzımdır, yok-^'tıden şeyhin tacını alırız ’ dedi. Emir, mademki böyledir; yarınki Cuma sonra bizim eve gelin. Size hırka ve tacı teslim ederiz, dedi.
Eıtesighnü Emir, evinin avlusuna büyük bir ateş yaktırdı. Namazdan son-^1, Şemseddin ihvanıyla eve geldiler. Kendisi sırtında hırka, başında taç ol-ju^uhaldeateşegirdi. Bir müddet sonra ateşten çıkınca hırka ve tacın yandı-jı fikat kendisine bir şey olmadığı görüldü. Bu zamandan itibaren kendisinin '^fivürirlerinin taç ve hırkası yoktur. Bu tarika intisap edenler,(bu yola
sg) oldukları kisve ve hey’eti tebdil etmezler (giysi ve şekli değiştirmezler, sg). Bu vak’a Göynük ahalisi beyninde (halkı arasında; sg) meşhurdur; biz ijı ihaliden işittik ve hikâye ettiğimiz hadisenin mahalli vukuunu ve Emirin i^ntrini ziyaret ettik
BursalI Ömer dede 880 (İ.s. 1475) tarihinde vefat edip Göynük’te umumî kabristana defnolunmuştur. Mamur ve mükemmel bir türbesi vardır” (168)
Edime yakınlarında, Simavna’da doğan ve orada idam edilen büyük Yiğit, Bilgin, Ahi, ŞEYH BEDRETTİN’i de anmak gerekiyor. Rahmetli Dr. Hikmet Kmicımh, “Tarihte Büyük Devrimciler” adıyla derlenen eserinde, onu şöyle anlatıyor:
“Simavnalı Şeyh Bedrettin, 1420 tarihinde doğmuştur. Gerek Türkiye Devrim tarihinin, gerekse bütün insanlığın Sosyal Devrim tarihinin en ilgi çekici, en büyük kahramanlarından biridir. Bu büyük devrimcinin hayatı ve yandığı devrin olaylanna kısaca bir göz atacak olursak şunları görürüz.
Şeyh Bedrettin’in zamanına kadar medeniyetler dıştan gelen barbar akm-lanyla-tarihsel devriınle- yıkılırlardı. Aksak Timur’un Yıldırım Beyazıt üzerine yaptığı akın tarihsel devrimlerin en sonuncusuydu. Şuursuz medeniyet yı-kıbşlan karşısında ilk sosyal devrimi yapmaya çalışan. Modem çağm müjdecisi Bedrettin, düşünce ile davranışlarını birleştiren büyük bir kişidir. Düşüncelerini ‘Varidat’ ve ‘Teshil’ isimli kitaplarında söylemiştir.
Şeyh Bedrettin gençliğinde uzun seneler Mısır’da; fıkıh, kelâm... gibi za-manımn ilimlerini tahsil etmiştir. O devirde halkın durumu yürekler acısıydı. OsmanlI Devleti, Padişah tarafından
nnı aralarında paylaşıp, topraksız köylüleri köle gibi köylüler savaşlarda da asker olurlardı.
Buna karşılık Şeyh Bedrettin ve müritleri; halkın arasınakanşıyo, ların onu işleyen, ona alın terini karıştıranların olduğunu, insanlann ğini öğütlüyorlardı. Şeyh Bedrettin bir ortaçağ köylü sosyalizmi’ koymuştu. Bu konudaki görüşleriyle, kendinden iki asır sonra gelece^'' ütopik (hayalî) sosyalizmin kurucusu Thomas More’dan daha ileri görü ı'*'** gerçekçiydi.
Yıldırım Beyazıt oğullan arasındaki taht kavgaları sonunda; Sultan
diğer kardeşlerini yenerek tahta çıkmıştı. İleri görüşlü bir kimse olankaj^ Musa Çelebi ise Şeyh Bedrettin’den yanaydı. Sultan Mehmet; MusaÇeleüiv
de yenerek Şeyh Bedrettin’i İznik kasabasına sürgün gönderdi.
Şeyh burada boş durmayıp, en sadık adamlanndan Börklüce MustafaV( ^ Torlak Kemâl’i halkı teşkilâtlandırmalan için Aydın ve Manisa dolaylanıp ^ yolladı... Aydın’a, oradan Karaburun dolaylanna giden Börklüce Mustafa, \ köylülerle ilişki kurdu ve görüşlerini kabul ettirdi. Bölgedeki Hristiyanhalkla , da dostluk kurdu. Ve bir kısım topraklardan ağa-bey takımını atarak, lopıaş hep beraber işlemeye, sosyal adaleti uygulamaya, kardeşçe yaşamaya başladı, lar. Durumdan endişelenen Sultan Mehmet, Samhan (şimdiki Manisa) valisin üzerlerine gönderdi. Teşkilâtlanmış köylüler Valinin kuvvetlerini Karabımın'® dar geçitlerinde tepelediler.
Bu sırada Şeyh Bedrettin İznik’ten kaçarak Bulgaristan’ın Deliortnanböl-gesine gitmişti. Börklüce Mustafa’nın çok güçlü olduğunu öğrenen Sullaı Mehmet bu sefer de Sultan Murad’ı büyük bir kuvvetle üzerlerine gönderdi. Zaten bunu bekleyen Börklüce kuvvetleri ‘düşman ordusuna on bin balta gibi daldı.’
arac sigorta gecikme cezasi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder