arac sigorta gecikme cezasi ve ahilik ve insan konusu
Bünyamin, bu kadar zamandır Kütahya kalesinde mah-ki Rodos’un fethedilememesine sebep budur’ diye ikaz Süleyman, Bünyamin’in itlak edilmesini (serbest bırakılmasını; sg) Bünyamin itlak edildiği gün Rodos da fethediliyor”('65). pir başka Ankara Ahi’si, yine 2. Dönem Melâmîlerinden, ANKARALI i jvvsj\M®DİN(ö1. 1578) var ama, onların hepsinden tek tek, uzun uzun söz j ^reky^hmiz yok, ancak anmakla yetiniyoruz./Ankara'da. Ahilik bakımından herhalde mutlaka anılması gereken, jpyMENLER var. Seymenler üzerine Büyük Larus şu bilgileri veriyor:
^ SEYMEN ya da SEĞMEN (fars. Sağbân, Osmanlı sarayında av köpeklerinin l^ım ve yetiştirilmesiyle görevli kimse’den). Folklor: Bayram, düğün vb. jrelgünlere ve toplantılara, karşılama törenlerine, yerel giysilerle atlı ve silâhlı olarak katılan kimse. Seymen alayı, seymenlerin oluşturduğu topluluk.
Anskl. Folk.: Anadolu’nun bazı yörelerinde, düğün alayına katılacak sey-ıtıenler. bir gece önce toplanıp sabaha değin eğlenirler. Düğün günü topluca , jiayın Önünde yer alır, gelinin kapısı önünde çeşitli zeybek oyunları oynarlar. Cirit vb. çeşitli spor oyunları düzenledikleri, kimi tehlikeli gösteriler sergile-jıkleri de olur. Bu gelenek özellikle Ankara, Tokat, Kayseri, Kırşehir, Kahra-njanmaraş ve Gaziantep yörelerinde bugün de yaşatılmaktadır”.
Antalya’da öncelikle anmamız gereken, ABDAL MUSA ve KAYGUSUZ abdal var. Abdal Musa için Büyük Larus’ta şu bilgiler var: “ABDAL MUSA, Abdal Musa Sultan da denir. Anadolu erenlerinden (XIV. yy.). Horasan erenleri ya da Rum abdallarının ileri gelenlerindendi. Azerbaycan’da Hoy kentinde doğdu. Osmanlı devletinin kuruluş döneminde (1299-1359) kırk erenle birlikte Anadolu’ya geldi. Orhan Bey’in Bursa fethine katıldı ve yeniçeri örgütünün kuruluşuna yardımcı oldu. Sonra Teke iline (Antalya ve yöresi) gitti. Elmalı yakınında Tekeköy’de yerleşti. Burada günümüzde de var olan zaviyeyd yaptırdı. En büyük hizmeti mânevî gücü ile Türkmenlerin birleşmesine yardımcı olmasıdır.
Abdal Musa’yı BektaşUer ile birlikte Alevîler de benimsemiştir. Bektaşiler onu Hacı Bektaş Veli’nin halifesi saymakta ve bu tarikattaki oniki makam sıralamasında yer alan ‘ayakçı’ makamını, ‘Abdal Musa postu’ olarak anmaktadır. Alevîler de onun adına törenler düzenler ve kurbanlar keserler”.
Aynı Ansiklopedi, Kaygusuz Abdal için de şu bilgiyi veriyor: “KAYGUSUZ ABDAL, asıl adı Alâattin Gaybî, Türk mutasavvıf, şair (Alanya, Antalya, I34l-İ342'den sonra. Elmalı, Antalya ya da el-Mukattam, Mısır, 1444 ?). Yaşamıyla ilgili bilgiler menakıpnamelerdedir. Bu kaynaklara göre, Alaiye sancağı beyinin oğluydu. Çok iyi öğrenim gördü.
Milliye önderlerindendir. Kendisi, 1895 yılında Aydın ilinin Sultanhisaıiiçj sinin Kavaklı köyünde dünyaya gelmiştir. Ondokuz yaşına geldiğinde, Ayd^ dağlarında dolaşan Alanyalı Molla Ahmet Efe’nin grubuna katılmak isteye,, bıyığı, sakalı yeni terlemekte olan bu genç adam, Alanyalı’nın zeybekleri ta! rafından yadırgandı. “Ne o, okul mu açtık, artık çoluk çocuk da mı zeybekı,. ğe soyundu?..”
Yörük Ali, en ağır sınavlara hazır olduğunu söyledi. İyi nişancılık başiaol. mak üzere yapılan tüm smavlarda başan göstererek, Alanyalı’nm grubuna katıl, dı. Kısa zamanda grupta ikinci adam konumuna yükseldi. Alanyalı M. Ahmet Efe’nin bir baskında ölmesi üzerine Yörük Ali, Efe olarak yeniden kurduğı grubun başına geçti. Dört yıldan fazla dağlarda dolaşan Yörük Ali, daimaezi-I Jenin, güçsüzün yanında oldu ve haklı olarak halk tarafından sevildi ve destek gördü.
Mustafa Kemâl Paşa, daha Samsun’a çıktığı ilk gün, tüm vatanseverlen düşmana karşı silâhlı mücadeleye çağırmış, düzenli ordu henüz kurulmadığt için, Erzurum Kongresi’nde, Kuvayı Milliye’yi esas kuvvet olarak kabul etmişti. Onun bu çağrısına ilk uyanlardan biri de Yörük Ali Efe olmuş, Anadolu’yu düşmandan kurtarmak için düze inmiş ve mücadeleye başlamıştır.
Yörük Ali Efe, ilklerin adamıdır. Kuvayı Milliye müfrezelerinin ilk yaptığı tahrip ve baskın yine onun liderliğinde 16 Haziran 1919 gecesi gerçekleşmiş, Malgaç köprüsü ve nöbetçi karakolu imha edilerek önemli miktarda cephane ve erzak ele geçirilmiştir. Bu önemli başan halka ümit ve cesaret vermiş, düşmanın yurttan kovulabileceğine inancı arttırmış ve Yörük Ali Efe’tıinemrindeki gönüllülerin her gün artmasını sağlamıştır. Aydın ilk olarak onun önderliğinde düşmandan kurtarılmış, ancak takviye güçler alan Yunan ordusu, Aydın’j tekrar ele geçirmiş, mücadele büyüyerek devam etmiş, Yörük Ali Efe kuvvetleri, sayıca çok üstün düşman güçlerinin Anadolu içlerine daha fazla ilerlemesini iki yıla yakın bir süre durdurmuştur
£fe. 23 Eylül 1951 tarihinde 56 yaşında iken öldü. Vasiyeti üzerine. Kurtuluş Savaşında kendisinin baş karargâhı olan Aydın ilinin Yenipazar ilçesinin Muşla köyü mezarlığına defnedildi.
Bilecik’te ŞEYH EDEBALÎ. Bu konuda Büyük Larus şunları söylüyor: EDEBALİ (Şeyh), Osman Gazi’nin kayınpederi (öl. 1325). Karaman ve , Şam'da İslâm bilimleri öğrenimi gördü. Özellikle rüya yorumlarıyla büyük ün kazandı. Osman Gazi onun evinde konuk kaldığı bir gece, rüyasında şeyhin koklumdan çıkan ayın kendi koynuna girdiğini, sonra da göbeğinde büyüyen birağacıntüm dünyayı sardığını gördü. Bu rüyayı, Osman Gazi’nin büyük bir devletin kurucusu olacağı biçiminde yorumlayan şeyh, ardından da kızı Bâlâ Hatun’u Osman Gazi’ye verdi. Yüzyirmi yıl yaşadığı söylenen şeyhin türbesi Bilecik’tedir (..)”.
Bu bilgiye şunu da ekleyelim: Horasan’dan Anadolu’ya gelenlerden olan Şeyh Edebali, Kırşehir yöresine yerleşmişti. Anadolu’da Moğol zulmü karşı-sfflda uçlara göç edenlerdendir.
Bilecik’te, Söğüt’te anılması gereken bir büyük Yiğit, Ahi; kuşkusuz, Os-manlı Devleti’nin Kurucusu, OSMAN GAZİ’dir. Osmanh Devleti’nin kurucusu olduğu dünyaca bilinmektedir. Adalet anlayışını, Âşıkpaşaoğlu, tarihinde şöyle anlatıyor: “15. Bâb. Bu Bâb Osman Gazi’nin Kanunu Hükümlerini BiltürİT.
Kadı konuldu. Sübaşı konuldu. Pazar kuruldu ve hutbe okundu. Bu halk kanun ister oldular. Germiyan’dan birisi geldi. ‘Bu pazann vergisini bana sa-tm’dedi. Halk ‘Osman Han’a git’ diye cevap verdi. O adam, hana gidip sözünü söyledi. Osman Gazi sordu: ‘Vergi nedir?’ Adam dedi ki: ‘Pazara ne gelse ben ondan para alırım’. Osman Gazi: ‘Senin bu pazara gelenlerde alacagm mı var ki para istersin?’ dedi.
malı olur. Ben onun malma ne koydum ki bana akça ver diyeyin,?g Var git! Artık bana bu sözü söyleme ki sana ziyamın dokunur’ dedi Bunun üzerine halk dedi ki; ‘Hanım! Bu pazarı bekleyenlere âdeti nesnecik vereler’. Osman Gazi; ‘Madem ki böyle diyorsunuz, öyleyle
getirip satan herkes iki akça versin. Satamayan bir şey vermesin.. nunumu bozarsa AUah onun dinini de, dünyasım da bozsun.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder