arac sigorta gecikme cezasi ve ahilik ve insan bilgisi

arac sigorta gecikme cezasi ve ahilik ve insan bilgisi

 Maalesef bu güne kadar tarihçilerden bir Allah’ın kulu bu alana yjj di. Bu güne kadar hiçbir araştırıct, tarihçi ve sosyolog ortaya çıkardığ,|!i'|'''’^ turna alamna ve gösterdiğim yeni kaynaklan takip etmeye yönelmiş h ‘Tarih ve Toplum’un değerli yazarlarından Dr. Turgut Akpınar‘Selçu).[|*'" rihçilerimizde Siyasî ve İdeolojik Düşünceler’ adlı yazısında (Sayı; 109 1993) tarihimizin
meselelerine karşı ilgisizliğimizden yakındıkta sonra,bu bir örneğinin de benim çahşmalanma karşı duyulan ilgisizlik olduğunu mekte ve bu durumu: ‘Yeni bir örnek ise değerli bilim adamı Mikâil Bayram’ Ahi Evren ’in kim olduğu, eserleri hakkında yaptığı buluşlar ve Bacıyan-ıjj^jj Teşkilâtının mahiyeti hakktndaki iddialarının üzerinde kimsenin hiç dumu masıdır. Acaba bu büyük keşif mahiyetindeki önemli meseleler, reddedilmei için de olsa neden hiç ele alınmayıp bilinmezlikten gelinir? Rakibi susaraköi. dürmek galiba bize mahsus bir şark adeti olsa gerektir’ şeklinde izah etmekte, dir”.
Yeni buluşları, bulgu ve görüşleri kolay kabul edemeyenler bakımuıdaB söyleyelim ki; bu çalışmamızda, değerli Prof. Dr. M. Bayram’ın çalışmalara dan, kendisinin haklı olarak istediği üzere; hem de, “yaran (dostlar) ve agya-ran ne der?”demeden; oldukça geniş ölçüde yararlandık, yer yer o çalışmalın görüşümüze göre değerlendirdik. Çokça, Hoca’nın getirdiği yeni bilgilere dayanarak, biz de görüşler ürettik.
Bizde, Prof. Dr. M. Bayram’m da yakındtğı gibi; halâ bilimsel yardımlaşma, bir araştırıcının bulduğunu alıp, onu kendince ileriye götürme ahlâkı ve alışkanlığı yok. Aksine, Prof. Dr. Bayram’ın, Nasreddin Hoca ile ilgili kitabında değindiği üzere; Tarih ve Toplum dergisi yazarlarının da belirttiklerişbi; korkunç derecede koyu, öldürücü, yok edici, bir “Kıskançlık” var. Her yeni lik, “bıd’at”ve adeta “kü/r” sayılıyor. Artık böyle bir buluş ya da bulguya da yanılarak varılan görüşlere ne denir, bilinemez ve herhalde göreceğiz.
Prof. Dr. Bayram, sözünü ettiğimiz eserde, “B. Ahi Evren HaceNasiıü’d4 Mahmud, Nasreddin Hoca’dır” başlıklı bölümde, “Mesnevi’de Bahsi Geçe Çuha Kimdir?” alt başlığı altında şöyle bir cümleye de yer veriyor; “AhiEvrt diye bilinen Hace Nasirü’d-din, güldürücü, nükteci ve şakacı bir tabiattaolnı
gjjjı" başlıklı basımının 16. sayfasında, daha önce Moğol zulmünden söz ^rken.“Ahi Evren ise, 637 (1240)’de vuku bulan Sa’du’d-Din Köpek olayı n.Gıyasu'd-Din Keyhusrev’in ölüm tarihi olan 642 (1245) yıllan arasın-beş sene müddetle Konya’da tutuklu bulunuyordu (..).
Böylelikle Moğollann kılıcından kurtulmuştur. Şüphe yok ki, Dabbağlar çaışısında kılıçtan geçirilen ve esir edilen Ahiler, Ahi Evren’in müridleri ve jıtadaşlan, esir düşen genç kız ve kadınlar, kendi karısıyla arkadaşlarının kız ve kanlan, yıkılan ve yakılan yerler Ahilerin evleri ve imalât atölyeleri, yağma edilen mallar da onların mallan idi” demiş olması ve sonraki şu sözleri bacınından söyleyemeyiz:
"Buacıklı tablo Ahi Evren Şeyh Nasirü’d-Din Mahmud’u derin bir üzüntüye gark etmiştir. Bunun sonucu olarak karamsar, insanlardan özellikle zamanın insanlarından küskün, canından bezgin bir bilgin haline gelmiştir. L Alâu’d-EHn Keykubad’a (618-634/1221-1237) sunduğu eserlerde gayet itibarlı, müreffeh. Sultan m ihsan ve iltifatlarına mazhar iken hapisten çıktıktan hemen sonra Celâlu’d-Din Karatay’ın isteği üzerine yazdığı ‘Medh-i fakr u zemm-i dünya’ adlı eserinin önsözünde şöyle demektedir:
Onun (Karatay’ın) bu emrini uyulması gerekli bir vecibe olarak kabul etlim. Fakat düşündüm ki, beş seneden beri bir günah ve hatam olmaksızın feleğin okundan almış olduğum yara ve zamanın insanlarından gördüğüm zulüm ile iradem elden çıkmış, fikir hayatım yıkılmış, perişan bir gönül ve dağınık birdüşünce ile gönül sahipleri tarafından sevilen bir zorlukta ve zevk-i selimi olanlann beğeneceği bir üslûpta bir eser yazmayı imkânsız gördüm. Az kalsın azmim yıkılacak ve teşebbüsüm neticesiz kalacakken Allah’a yalvarmam ile İlâhî inayet imdadıma yetişti. Onun yardımına nail olunca bu işi başardım’”.
Ama sonra, “Nasreddin Hoca ve Ahi Evren” adlı eseri yeniden okuyup, pek çok güçlü kanıtı bir kez daha görerek, tezin doğru ve güçlü olabileceği ka-nısma vardım. Hocam, dostum, değerli bilginimiz Prof. Dr. Bayram’ın bu aydınlatıcı çabasını da ayrıca kutlarım.
Prof. Dr. Bayram, 2005 yılında da, “Ahi Evren-Mevlâna Mücadelesi” adlı eserini yayınladı. İnsancıl Dergisinin Genel Yayın Müdürü, değerli dostum Cengiz Gündoğdu eseri bir yerde görmüş, merak ediyordu. Bende bir tane
emekçilerini örgütleyen Ahi Evren de, Babaî Hareketi köküne bağlıydıij,"" Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu, büyük Yiğit, Bilge, Ahi, GiTi
MUSTAFA KEMÂL ATATÜRK, 1881 yılında Selânik’te doğdu ve Ankan’jj 15 yıl Cumhurbaşkanlığı yaptı. Çocukluğunda, Mustafa, 1893’te Selânikli kerî Rüşdiyesi’ne yazıldı. Matematik öğretmeni, ona bir de Kemâl adını vet. di. Mustafa Kemâl, 1895’te Manastır Askerî İdadisine girdi. 1898’deİdıdİ5i bitirerek, İstanbul’da, Harbiye Mektebine girdi. Daha sonra Harp Akadt®. si’ne giren Mustafa Kemâl, Akademi’yi 1905’te Kurmay Yüzbaşı olaraktiıi. rerek, Şam’da bulunan 5. Ordu’ya atandı.
İki yıl sonra, Selânik’teki 3. Ordu’nun Kurmay Subaylığına verildi.Bıuı. da İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye oldu. Daha okulda iken GençTürktu-reketine yakınlık duyuyordu ve Şam’da da arkadaşları Müfit ve Dr. MusMı ile birlikte. Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurmuştu. İttihat ve Terakki ikn gelenleri ile anlaşamadı ve kendini daha çok askerliğe verdi.
31Mart olayı nedeniyle İstanbul üzerine yürüyen Hareket Ordusu’m Kurmay Başkanlığı görevini aldı. 191 l’de binbaşılığa yükseldi, aynı yıl,Bin-gazi’deki Şark Gönüllüleri’nin komutanlığına atandı ve İtalya’ya karşı savaşmak üzere Kuzey Afrika’ya gitti. Dönüşünde Gelibolu’daki bir bitliğinKaı-may Başkanlığından sonra, I913’te Sofya’ya ataşe olarak gitti. 1914’teyaıba) oldu ve 1915’e kadar bu görevinde kaldı.
Atatürk Sofya’da iken 1. Dünya Savaşı çıktı. Müttefikler Çanakkale Boğa-zı’na dayanınca, Atatürk cephe görevi istedi ve 19. Tümen Komutanlığınaam-dı. Bulunduğu bölgeye saldıran İngiliz
ile birlikte resmî bir ziyaret için Almanya’ya gitti. 1918’de hasta-ve Karlsbad’da tedavi gördü. O yılın yazında 7. Ordu Komutanlığına ye-IJjenatandı. İngilizlerin büyük bir saldırıya geçmesi üzerine Mustafa Kemâl, (lirllkleri ve dağılan öbür kuvvetlerle Anadolu sınırına çekilerek, düşmanı bu-raJa durdurdu.
30Ekim 1918’de Mondros mütarekesi imzalandı. Mustafa Kemâl Paşa bu jifldaYıldırım Ordulan Grubu Komutanlığı’na atanmıştı. Mütarekeden sonra İHI ordu gmbu kaldınidı ve Mustafa Kemâl de 7 Kasım 1918’de İstanbul’a döndü.
İstanbul’da altı ay kadar kalan Atatürk, yurdun kurtuluşu için çareler araş-iırdı. silâh arkadaşları ile görüştü. İstanbul’da bir şey yapılamayacağı anlaşılıyordu. Ali Fuat Cebesoy’un babası İsmail Fazıl Paşa gibi yurtseverlerin de yardımıyla, geniş yetkilerle 9. Ordu Müfettişliği’ne atanması sağlandı. Gazi,
19Mayıs 1919’da Samsun’a ayak bastı. Anadolu’daki komutanlar ve halk derlenişleri ile ilişkiler kurarak, kurtuluş hareketini örgütlemeye başladı.
28 Mayıs’ta yayınladığı bir genelge ile halkı düşman işgaline karşı mitingler düzenlemeye ve protestoya çağırdı. Bu davranışları üzerine İngiliz işgal lomutanının da isteğiyle Saray, Mustafa Kemâl’i geri çağırdı ise de bu çağrı-yauymadı. Silâh arkadaşları ile birlikte Amasya Genelgesi’ni yayınladı. Erzurum a geçti, İstanbul Hükümeti’nin kendisini görevden aldığını öğrenince 7 Temmuz 1919’da İstanbul’a istifasını gönderdi. Erzurum’daki 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, kendisini desteklediğini ve emrinde olduğunu bildirdi.
23Temmuz 1919’da Erzurum, 4 Eylül 1919’da Sivas Kongresi toplandı ve her iki Kongre Başkanlığına da Mustafa Kemâl seçildi. Daha sonra bazı aydınlar tarafmdan önerilen Amerikan mandası reddedildi ve Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti kurularak Başkanlığa yine Mustafa Kemâl seçildi. Sivas kongresi kararlan doğrultusunda seçim yapılarak Osmanlı Millet Meclisi kuruldu. İngiliz işgal kuvvetleri 16 Mart 1920’de Meclis’i bastı. Milletvekillerinden ele geçirdiklerini tutukladı.
Bunun üzerine Atatürk, Ankara’da bir Kurucu Meclis girişiminde bulundu ve Büyük Millet Mecüsi 23 Nisan 1920’de açıldı. Meclis Başkanlığına Mustafa Kemâl Paşa seçildi. Bu sırada Yunanlılar Anadolu içlerine doğru Uerliyordu. Buna karşı Mustafa Kemâl Paşa Başkomutan seçildi ve Meclis yetkilerini aldı. Cepheye giden Mustafa Kemâl Paşa, 22 gün, 23 gece süren
Sakarya Meydan Savaşı’nı yönetti. Savaş 13 Eylül 1921’cleTürko zaferi ile sonuçlandı ve Paşa’ya Gazi unvanı ve Mareşal rütbesi verj[(j
Bir yıl sonra da Gazi’nin yönettiği Türk Ordusu 26 Ağustos 1922'ı ruza geçerek, 30 Ağustos’ta nihaî zaferi kazandı. Düşmanların banşij^*^' üzerine 1 1 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi imzalandı, savaşa son Daha sonra saltanat kaldırıldı ve Vahdettin bir İngiliz zırhlısı ile kaçtı. 23 Temmuz 1923’te de Lozan Banş Antlaşması imzalandı. Bug'*'*''' Türkiye sınırları kabul edildi, kapitülasyonlar kaldırıldı. 29 Ekim Cumhuriyet ilân edildi ve Atatürk ilk Cumhurbaşkam oldu.
Atatürk bundan sonra gerekli olan kültür devrimini ve geriliğe ve bilgjjj liğe karşı savaş başlattı. Laiklik kabul edildi, tekkeler ve zaviyeler kapaı,||^ Eğitim birliği kabul edildi. Şapka ve kıyafet devrimi yapıldı. Latin alfajjç kabul edildi. Mustafa Kemâl Paşa, 24 Kasım 1934’te de Atatürk soyadınıa),j| Son olarak Hatay’ın yurda katılmasını sağladı ve genç yaşında ağırhastalanj, Atatürk, 10 Kasun 1938’de hayata gözlerini yumdu.
HACI BAYRAM-I VELÎ( 1352-1430). Ankara’da, Solfasol köyünde el(i„, cilikle ve halk eğitimi ile meşgul oldu. Çevresinde büyük bir topluluk mey. dana geldi. Şeyh Bedreddin olayının anılan çok taze olduğundan, bir önde, çevresindeki topluluklar, OsmanlIları çok ürkütüyordu. Padişah 2. Muıad'j haber verdiler. O da, Edirne’deki sarayından; “Gönderin” dedi.
Hacı Bayram’ı, Ankara’dan, Edirne’ye götürdüler. Padişah, Hacı Bayram-, Velî’ye görünüşte tam bir konuk işlemi yaptı. Fakat zamanla iyiden iyiye etkisinde kaldı. Sonunda, “Ben de yolunuza gireyim” dedi. Hacı Bayram,“Ha. yır, senin görevin başka. Sen, görevini yap” dedi. 2. Murad; Hacı Bayram için mutlaka bir şey yapmak istiyordu. Bütün Bayramîlik yoluna girenleri vergiden bağışladı ve Hacı Bayram’ı gönderdi.
Velî’miz, Padişaha fazla itiraz edemedi ama bunu kabul edemezdi Ankara’ya gelince, yüksek bir tepeye büyük bir çadır kurdurdu. Sonra bütün müritlerini davet eti. Akın akın geldiler. Münadîler; “Pirimiz, müritlerini kurban edecekmiş, bağlı olanlar çadıra gelsin” diye bağırdılar. Herkes şaşırdı ve korktu.
Bir karı-koca, “Biz kurban oluruz” dediler, hemen çadıra yöneldiler. Hacı Bayram, daha önceden, kurbanlık bir koyun hazırlamıştı. Onu kestiler, kanı dışarı aktı. Giren karı-kocanın kurban edildiğini sananlar kaçıştılar, kalabalık dağıldı. Hacı Bayram; “Birbuçuk müridim varmış. Padişaha büdirin" dedi ve sadece o karı-koca, vergiden bağışlandılar. Padişahın dediği de. Hacı Bayram’ın isteği de oldu. Ankara’h Velî’nin daha nice menkıbeleri var.
Yine Ankara’da, 2. Dönem Melâmîleri’nden, 2. Kutub, AYAŞU BUNYAMIN (öl. 1529’dan sonra). “Semeratül füad’a nazaran Ayaşlı Bünya min, bazı isnad cihetiyle Kütahya kalesinde hapsedilmişti. Bu snalarda Kaııu nî Süleyman Rodos’u muhasara ettirmişti. Kale, hi»~ pirlii zaptedilemiyordu
arac sigorta gecikme cezasi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder